|
Nefrotik sendrom
proteinüri, hipoalbüminemi, ödem, hiperlipidüri ve hiperlipidemi ile
karakterizedir. Böbrekteki kılcal damar yumaklarındaki tahribat ilerledikçe
idrarla atılan albumin miktarında artış olur ve erken dönemdeki küçük miktarlar
(mikroalbuminüri: günde 0.03 ile 0.3 gram arası) daha büyük miktarlara (günde
3.5 gramın üstü) ulaşıp "nefrotik sendrom" tablosunu geliştirir. 3-5 gr/24
saat/1,73 m²’den
(günde metrekare cinsinden vücut yüzeyi başına 3
ilâ 5 gramdan) daha fazla proteinüri bulgusu “nefrotik
sınırda proteinüri” olarak adlandırılır ve nefrotik sendromun tanımı için
yeterlidir. Sıklıkla nefrotik sendrom ile ilişkili böbrek lezyonları Tablo 1’de
sayılmıştır. Eritrosit silendirlerinin olması ya da olmaması ile (“hafif
değişiklik” ya da “aktif “ idrar sedimenti) hastalıklar ayrılır. Bu unsurların
herbiri birincil böbrek lezyonu ya da sistemik bir hastalığın ikincil bileşeni
şeklinde oluşabilir.
|
“Hafif”
idrar sedimentli nefrotik sınırdaki proteinüri (saf nefrotik :
Birincil glomerüler hastalık
Minimal değişiklikli netrotik sendrom (lezyon yok, lipid nefrozu)
Membranöz glomerülopati
Fokal glomerüloskleroz
İkincil glomerüler hastalık
Diabetik nefropati (Kimmelsteil-Wilson glomerülosklerozu)
Amiloidoz
“Aktif” idrar sedimentli nefrotik sınırlardaki proteinüri (mikst
nefritik/nefrotik) :
Birincil glomerüler hastalık
Membranoproliteratif
glomerülopati tip I, II, III
İkincil glomerüler hastalık
Membranoproliferatif glomerülopati
Sistemik lupus eritematozus
Mikst esansiyel kriyoglobülinemi
Henoch-Schönlein purpurası
Tablo 1 : Nefrotik
Sendrom ile İlişkili Glomerulopatiler |
Semptomlar ve Belirtiler
Köpüklü idrar hastalar tarafından
nefrotik sendromun erken bir belirtisi olarak saptanır. Proteiniiri genellikle >
2 gr/m²/gün veya rasgele idrarda protein: kreatinin oranı > 2 olarak bulunur.
Anoreksi, halsizlik, göz kapağı şişmesi, retinal parlaklık, abdominal ağrı, kas
erimesi ve ödem semptom ve belirtiler arasındadır. Anazarka ile assit ve plevral
effüzyon seyrek değildir. Fokal ödem solunum zorluğu (plevral effüzyon veya
larinks ödemi), substernal göğüs ağrısı (perikard effüzyonu), skrotum şişmesi,
dizkapağı şişmesi (hidroartroz), abdomen şişmesi (assit) ve (çocuklarda)
mezenter ödeminden kaynaklanan karın ağrısı gibi çeşitli yakınmaların nedeni
olarak yardım aranmasına neden olabilir. Çoğu kez ödem mobildir; göz
kapaklarınnda ve ayağa kalktıktan sonra ayak bileklerinde saptanır. Starling
kuvvetleri ile (kapillerlerde ve interstisyumdaki hidrolik ve onkotik basınç
arasındaki ilişkiye bağlı) ve renin- angiotensin- aldosteron mekanizması gibi
Na’un fraksiyonel reabsorbsiyonunu arttıran sistemik faktörlerle sıvı birikimi
olur. Tırnak yataklarındaki paralel beyaz çizgiler etiyolojisi belli olmayan
klinik bulgulardır.
Çocuklarda ortostatik hipotansiyon
ve hatta şok bile gelişebilir. Angiotensin İİ yapımının uyarılma derecesine
bağlı olarak yetişkinler hipo, normo veya hipertansif olabilirler. Kas erimesi,
ödem ile maskelenebileceğinden dikkatli olmak gerekir. Hipovolemi ve azalmış
perfüzyondan dolayı oligüri ve hatta akut böbrek yetmezliği gelişebilir, bazen
oligürik akut böbrek yetmezliği oluşabilir.
Komplikasyonlar
Uzamış nefrotik sendromda çok
çeşitli klinik sendromlar gelişebilir: Kwashiorkor’a benzeyen protein
malnutrisyonuyla kendini belli eden nütrisyonel eksiklikler; saç ve tırnak
kırılması; kellik; büyüme geriliği; kemik deqıineralizasyonu; glikozüri; çeşitli
tipte hiperaminoasidüriler; potasyum kayıp sendromları; miyopati; total Ca
azalması; tetani; ve metabolizma azalması. Spontan peritonit gelişebilir ve
fırsatçı infeksiyonlar sıktır. Yüksek oranda infeksiyon görülmesinin
immunglobulinlerin (Ig) kaybına bağlı olduğu düşünülmektedir. Koagülasyon
bozuklukları, azalmış fıbrinolitik aktivite ve episodik hipovolemi ile beraber
ağır trombotik risklerdir (özellikle, böbrek yeni trombozu). Hipertansiyon ile
kardiyak ve serebral komplikasyonlar en sık diyabetiklerde ve kollajen vasküler
hastalığı olan hastalarda görülür.
Laboratuar Bulguları
Başlangıçta idrar tahlilinde 2
gr/m² protein atılımı ile veya daha basit şekilde rasgele idrar protein:kreatin
oranı > 2 olacak şekilde belirgin proteinün görülür. İdrar sedimentinde
genellikle hyalin, granuler, balmumu şeklinde epitel hücresi silindirleri
bulunur. Giomeruler hastalığın etiyolojisine bağlı olarak mikroskopik hematüri
ve eritrosit silindirleri görülebilir. Eksudatif has talıklar ve SLE’de
lökositler dikkat çekicidir. Elektron mikroskopisinde amiloid fibriller
görülebilir.
Hipoalbunemi kimyasal ölçüm veya
kantitatif elektröforez ile saptanır. Albumin sıklıkla 2.5 gr/dL’den azdır ve
çocuklarda bazen 1 gr/dL’den az olabilir; 0.2 gr/dL kadar düşük değerler
bilidiril miştir. Nefrozda belli taşıyıcı proteinler idrarla kaybedilir.
Genellikle α ve γ globulinler, adrenokortikal ve tiroid hormonlar, aynı zamanda
seruloplasmin, transferrin, ASO protein, diğer Igler ve komplemanlar düşük
düzeydedir. Tersine SLE’de IgG düzeyi genellikle yükselmiştir; fokal
glomeruloseklerozda IgG düzeyleri sıklıkla azalmıştır ve mesangial
glomerulonefritte C3 seviyesi normaldir. Serum üre ve nitrojen veya kreatinin
yoğunlukları böbrek bozukluğu derecesine göre değişiklik gösterirler.
İdrar Na yoğunluğu nefrotik ödemin
toplanma evresinde sıklıkla 1 mmol/L’den azdır. İdrar K’u genellikle yüksektir;
K: Na oranı> 1. Aldesteron sekresyonu bu evrede yükselmiştir; fakat ödem devam
etse de diğer evrelerde normal olabilir. Nefrotik sendromlu hastalann tuz yükünü
yetersiz itrah etmesi, böbrekte tuz tutulumunda bir defekti gösterir.
Lipidenıi, çıplak gözle
bakıldığında serumun süte benzer görünümü ile saptanabilir. Bu tip hastalarda
lipoprotein lipaz eksikliği (heparin ile geçici olarak düzeltilebilir) veya
yüksek dansiteli ii poproteinlerin düşük dansiteli lipoproteinlere dönüşümünde
bir sorun vardır. Labaratuvarda lipi demi yüksek total kolesterol, trigliserid,
serbest veya esterli kolesterol ve fosfatid ile gösterilebilir. Esterleşmemiş
yağ asidleri normaldir. Büyük oranda artmış lipid düzeyleri (normal in 10 katına
kadar ve hatta daha fazlası olacak kadar)-ağır hipoalbunemi ile birlikte
bulunur.
Lipidüri lipid granüllleri içeren
silendirlerin sudan boyaması ile, makrofajlar ve yağ damlacıkları içeren böbrek
tubulus hücreleri tanımlayarak (oval yağ cisimcikleri) ve polarize ışık
mikroskopisi ile anizotropik kristalleri (çift kırıcı yağ cisimcikleri) bularak
saptanabilir.
İdrarda trasferrin kaybı nedeniyle
mikrositik anemi bulunabilir. Belki faktör IX, XII ve trombolitik faktörlerin
(ürokinaz ve antitrombin III) idrarda kaybı ve faktör VIII, fıbrinojen ve
trombositlerin artmış serum düzeyleri nedeniyle koagülasyon bozuklukları sıktır.
Tanı
Nefrotik sendrom tanısı klinik
bulgulara ve laboratuar bulgularına dayanırsa da kesin tanı böbrek histolojisi
ile konur. Ağır proteinüri (>2 grim protein:kreatin oranı > 2) kardinal bulgudur
ve tanı için gereklidir. Nefrotik ve nefrotik olmayan proteinün sınırının ayrımı
için tek değerin seçilmesi tartışmalıdır. Ancak yararlıdır çünkü başlıca
ekstraglomeruler damar yapısını ve/veya tubulointersitisyel alanları etkileyen
hastalıklar bu derece proteinüriye neden olmazlar. Nefrotik alanda olmayan diğer
proteinüri nedenleri Konu 148’de tartışılmıştır. Primer nefrotik sendromlu
hastaların ağır proteinürisi vardır ve bunun biyokimyasal sonuçları başlıca
klinik sorundur; böbrek yetmezliği nadiren ortaya çıkan bulgudur. Ancak uzun bir
hastalık durumundan sonra primer nefrotik sendromda böbrek yetmezliği ortaya
çıkabilir. Ancak, nefritik hastada ağır proteinüri sıklıkla hastalığın ileri
evrede olduğunu gösterir ve bu nedenle kötü bir belirtidir. Tersine, sekonder
nedenlerle ortaya çıkan nefrotik sendromda böbrek yetmezliği ya hastalığın
başlangıcında vardır ya da hemen sonra ortaya çıkar.
Minimal değişiklik hastalığı en
sık çocuklarda görülür ve hematüri, hipertansiyon veya azotemi olmadan nefrotik
sendrom gelişimi ile kendini belli eder.Tersine, mesangioproliferatif
glomerulonefrit, başlıca çocukların hastalığı olup olguların % 60-80’inde
nefrotik sendrom ile, % 50’sinde mikroskopik hematüri ve küçük bir bölümünde de
azotemi ve hipertansiyon ile birlikte ortaya çıkar. Ancak, mesangioproliferatif
glomerulonefrit sadece hematün ve proteinün ile birlikte asemptomatik olabilir.
Fokal glomerulosklerozda sıklıkla nefrotik sendrom ile birlikte hematüri,
hipertansiyon, ve böbrek işlevi bozukluğu ortaya çıkar. Mesangial
gromerülonefritte sıklıkla mikroskopik hematüri ve bazen diğer durumlarla
(örneğin kronik immun kompleks hastalığı, kronik infeksiyon, ilaçlara bağlı
olarak, neoplazm ve kollajen vasküler hastalık) nefrotik sendrom sinsi bir
şekilde ortaya çıkar. Membranöz glomerulonefritte olguların % 75’den fazlasında
nefrotik sendrom, % 20’sinde mikroskopik hematüri ve % 35’inde hipertansiyon
görülür.
İlaçlarda dahil olmak üzere
nefrotik sendromun sekonder nedenleri (bkz. Tablo 1) araştırılmalıdır. İdrar ve
serum protein elektroforezi ve immunoelektroforez giomeruler proteinüriyi
tubuler proteinüriden ayırt eder ve hafif zincirleri (Bence-Jones protein) veya
bir monoklonal gammapatiyi saptar. Diabetes mellutus, amiloidoz, multipl myelom
ve SLE gibi sık olarak altında yatan hastalıkların taranması yapılmalıdır.
Histoloji mesangial glomerulonefriti doğrularsa ve özellikle hasta kilo
kaybetmiş veya yaşlı ise habaset yönünden araştırma yapılmalıdır. Mezangial
glomerulonefrit, membranoproliferatif glomenılonefrit ve IgA nefropatisi ile
ilişkili primer glomerulonefropatilerin % 25’inde HBsAg mevcuttur.
Prognoz
Prognoz spesifik etiyolojiye göre
farklılıklar gösterir. Nefrotik sendrom çocukluktaki gibi olguların % 50’sinde,
erişkinde daha seyrek olmak üzere tedavi edilebilir hastalıklara (örn.
infeksiyon, habaset, ilaca bağlı durumlar) bağlı olarak ortaya çıkmışsa tam
remisyon gelişebilir. Prognoz gen el olarak kortikosteroide yanıt veren
hastalıklarda ve immunsupresyonu olan hastalarda ve sık ol arak nüks görülen
hastalarda iyidir (bkz. Tedavi). Mesangial glomerulonefrit gibi bu hastalıkların
bazılarında 5 yıl sonra bile spontan remisyon gelişebilir.
Minimal değişiklik hastalığı
çocukların % 90’ında prognozu en iyi olan hastalık olduğu gibi, çoğu erişkinde
de tedaviye yanıt verir. Bir yıllık remisyondan sonra gebelik sırasında
rekurrensin mümkün olmadığı ileri sürülmüştür.
Membranöz glomerulonefrit
özellikle erişkin hastalığıdır, gidişi yavaştır, 15 yıldan fazla bir zamanda
hastaların % 50’sinde böbrek yetmezliği gelişir; % 50’si remisyona girer veya
yeterli böbrek işlevi ile beraber nefrotik sendom veya persistan proteinüri
devam eder. Çocukların çoğunda tanıdan 5 yıl sonra proteinüri spontan olarak
tamamen düzelir.
Fokal glomeruloskleroz ve
mesangioproliferatif glomerulonefrit tedaviye iyi yanıt vermez ve prognoz
değişmez. Fokal glomerulosklerozlu hastaların % 50’sinden fazlasında 10 yıl
içinde böbrek yetmezliği gelişir; % 20’sinde gidişat daha da kötü olup 2 yıl
içinde son evre böbrek. hastalığı gelişir ve hastalık erişkinlerde çocuklara
göre daha hızlı gelişir. Benzer şekilde membranoproliferatif glomerulonefritli
hastaların % 50’sinde 10 yıl içinde böbrek yetmezliği görülürken sadece %
5’inden az bir bölümünde remisyon gelişir. Mesangial proliferatif GN açıkca
hemen her zaman kortikosteroidlere yanıtsızdır. SLE’de amiloidozisde ve
diyabetik nefropatide daha yeni tedavi protokolleri SLE’nin prognozunda
iyileşmeye neden oluyorsa da genel anlamda palyatiftir. Diyabetik nefrotik
sendromda, 3-5 yıl içinde genellikle son-dönem böbrek hastalığı gelişir.
Tüm nefrotik sendrom olgulannda,
prognoz infeksiyon, hipertansiyon, belirgin azotemi, hematüri veya serebral,
pulmoner, periferik veya böbrek venlerinde tromboz ile ağır bir şekilde
değişebilir.
Fokal glomeruloskleroz, SLE, IgA
nefropatisi ve özellikle tip II membranoproliferatif glomerulonefriti olan
böbrek transplantasyonlu hastalarda nefrotik sendromun rekürrens oranı
yüksektir; ama aynı şekilde tipI membranoproliferatif glomerulonefriti olan
hastalarda nüks daha azdır. Bazı mesangial glomerulonefrit ve mesangial
proliferatif GN olgulannda aynı şekilde transplantlarda rekürrens gelişebilir.
Tedavi
Nefrotik sendromun tedavisi
altında yatan patogenetik gelişime göre yönlendirilir ve biyopsi dokusundan elde
edilen böbrek patolojisi sonucunda dayanır
Minimal değişiklik hastalığında,
spontan remisyonlar olabilir; ancak birkaç ilaç uygulanmasının etkili olduğu
ispatlanmıştır ve özellikle çocuklar önceden tahmin edilebilen hızlı bir
iyileşme gösterirler. Proteinürinin kesilmesi ve eğer ödem varsa diürezin
olması, tedaviye olan yanıtı gösterir. Başlangıç tedavisine (Prednison 60 mg/m
veya 2 mg/kglgm oral 4 hafta boyunca) çocukların % 90’ı yanıt verirse de
bunların % 75’i nüks eder. Erişkinler kortikosteroid tedaviye daha az yanıt
verir (prednisone 1.0-1.5 mg/kglgün oral 4-6 hafta) ve yanıt verenlerde nüks
oranı çocuklardaki gibidir. Özellikle ileri yaştakiler ve hipertansiyonu olan
erişkinler iatrojenik kom plikasyonlara daha fazla maruz kalırlar. Başlangıç
tedavisine yanıt veren tüm hastalarda, tedaviye 2 hafta daha devam ettikten
sonra, idame tedavisine geçilir: 4 hafta boyunca prednisone 2-3 mg/ kg gün aşırı
venldikten sonra, 4 ay içinde azaltılarak son verilir. Nüks belirtileri tüm
hastalarda dikkatli şekilde gözlenmelidir.
Hem kortikosteroide yanıt
vermeyenler hem de sık nüks görülen hastalarda gün aşırı prednisone ile bir
sitotoksik ajan kombinasyonu (genellikle 8 hafta için cyclophosphamide 2-3
mg/kg/gün 12 hafta için chlorambucil 0.2 mg/kg/gün kullanılır) ile uzun süreli
remisyon sağlanabilir. Alternatif bir yaklaşım, monoklonal antikor
radioimmunassay kullanarak kan düzeyini 150 ve 300 mg/L tutarak, ikiye bölünmüş
dozlarda 2 mg!kg/gfln cyclosporine verilmesidir. Başlangıçta yanıt alınan bazı
hastalarda doz azaltıldığında nüks görülebilir.
Sitotoksik ajanların gonadal
supresyon gibi zararları vardır (en ağır etki prepubertal adolesanlardadır).
Eğer cyclophosphamide kullanılırsa hemorajik sistite yol açabilir. Doz sık sık
kan sayımlan ile monitorize edilmeli ve idrar tetkikleri ile hemorajik sistit
dışlanmalıdır. Minimal değişiklik hastalığında tedavinin riskleri, nefrotik
sendromun diğer belirtilerinin gelişiminden etkilenmeden proteinürinin azaltılma
avantajı ile karşılıklı tartılmalıdır.
Fokal glomerulosklerozu olan bazı
hastalarda hastalık spontan remisyona girse veya kortikosteroid kürlerine yanıt
verse de tedavi genellikle etkisizdir. Eğer sadece hafif iyileşme olursa veya bu
tedavi ile nüks olursa, cyclophosphamide ilavesi remisyona neden olabilir. Sekiz
hafta gibi kısa bir sürede cyclophosphamide ve prednisone kürü ile proteinüri
düzelebilir. 4 haftalık kortikosteroid tedavi kürüne yanıt veren birkaç hastanın
varlığı dolayısıyla bu tedavi kabul edilebilir olabilir. Antikoagülantların ve
antitrombotiklerin yararlılığı saptanamamıştır. Yukarıda minimal değişiklik
hastalığı için önerildiği gibi verildiğinde, cyclosporine ile GFR’de iyileşme ve
proteinüride azalma sağlanabilir. Halen araştırılan bir ilaç da FK 506 olup az
sayıda hasta üzerinde uygulandığında proteinüriyi azalttığı görülmüştür.
Mezangial glomerıılonefritte,
böbrek yetmezliği başlamadan önce uygulandığında, 6 aylık chlorambucil ile
methylprednisolone küründen hastalar belirgin şekilde yararlanır.
Methylpredisolone 1 gr IV 3 gün verilir. Chlorambucil oral 0.4 mg/kg/gün 27 gün
verilir. TipI meınbranoproliferatif glomerulonefritli enşkinlerde, rasgele
prospektif çalışmada trombosit inhibitörleri dipyridamole 225 mg/gün ve aspirin
975 mg/gün böbrek işlevini stabilize etmişlerdir. Membranopmliferatif
gİomerulonefntli çocuklarda gün aşırı 2.5 mglgün prednisone (maksimum 80 mg) tek
doz olarak uygulandığında böbrekle ilgili sağ kalımı uzattığı görülmüştür. Son
zamanlarda cyclosporinin yararlı olduğu gösterilmiştir. Mesangial proliferatif
GN’de, spontan remisyonlar sıktır, ama bu durum kortikosteroide dirençlidir (%
5-20 yamt alınır).
Nefrotik sendromun sekonder sebeplerinde (örn. Hodgkin
lenfoma ve diğer lenfomalar), böbrek belirtilerinin remisyonu spesifik tedavi
ile mümkündür. İnfeksiyöz antikorların tedavisi nefrotik sendromu
iyileştirebilir (öm. stafilokok ve strepıococcus viridans endokartiti, vasküler
prostatik nefrit, sıtma, sifiliz ve şistosomiyaz). Fokal glomeruloskleroza bağlı
nefrotik sendromu olan eroin bağımlıları eğer eroini hastalığın erken döneminde
keserlerse nefrotik sendromun tam remisyonu söz konusu olabilir. HİV ile
ilişkili fokal glomerulosklerozda genel olarak son derece hızla böbrek
hastalığının son evresine ilerleme söz konusudur.
Ailevî Akdeniz Ateşi (FMF)
ile ilişkili amiloid nefrotik sendrom olgularının bazılarında colchicine (kolşisin)
ile iyi sonuçlar elde edilir. Meşe veya sarmaşık zehiri ve böcek antijenleri
gibi nefroallerjenler ile birlikte görülebilen neftotik sendrom dikkatli
desentizasyon ile geri dönebilir. Altın, penisilamin ve steroid olmayan
antienflamatuar ilaçlar gibi nefrotoksinlerin uzaklaştırılmasıyla remisyon
sağlanabilir.
Doğuştan nefroz hastaları nadiren
1 yıldan uzun yaşar. Ancak birkaç hasta böbrek yetmezliği evresine kadar besin
desteği sağlanmış ve sonra diyaliz veya transplantasyon ile tedavi edilmiştir.
Destek tedavisi protein ve K (1
mmol/kg/gün) miktarı normal ve yağ ile Na saturasyonu az (< 100 mmol/gün) bir
diyet önerilir. Angiotensin converting enzyme (ACE) inhibitörleri genellikle
proteinüri ve lıpemi derecesini azaltırlar (Dikkat: ACE ınhıbıtorlerı orta ağır
derecede bobrek işlevi bozukluğu olan hastalarda hiperkalemiyi arttırabilirler).
Tedrici egzersiz yapılmalıdır.
Hiponatremi mevcutsa, sıvı alımı
kısıtlamr. Bol diürez olur ve ödem azalırsa, Na alımı serbest bırakılabilir.
İşlevi varsa, sık ve az yemek yararlı olabilir. Semptomatik ödemi kontrol altına
almak için tedbirli bir şekilde thiazide veya loop diüretiklerin kullanımı
önerilir. (Dikkat: Diüretikler plazma hacmini daha da azaltarak böbrek işlevini
bozabilir ve tromboz gelişimine zemin hazırlayabilir). Eğer hipovolemi ağır ise
ve hayatı tehdit ediyorsa, plazma veya albumin infüzyonu düşünülebilir.
Hipertansiyon genellikle diüretiklerle tedavi edilmelidir; bazen diğer ajanlar
da gerekli olabilir. İnfeksiyonlar (özellikle bakteriüri, endokardit ve
peritonit) hayatı tehdit edebilirler; tesbit edilip hızla tedavi edilmelidirler.
Tromboz sıktır ve aranmalıdır (özellikle ğerin yen trombozu ve pulmoner emboli);
antikoagülanlar yararlı olabilir.
Serum protein düzeyindeki
değişiklikler nedeniyle, ilaçların proteinlere bağlanması değişebileceğinden,
tedavi edici etkileri değişebilir. Aşırı duyarlı kişilerde güneş ışığı, rutin im
munizasyon, nefroallergenler, böcek ısırması ve potansiyel nefrotik ilaçlardan
sakınılmalıdır. Nefrotik sendromlu bir çocuk anne babanın önemli zamanını alır.
Ayrıca hastalığın kozmetik et kileri, kortikosteroid tedavinin yan etkileri ve
diğer psikolojik sorunlarla uğraşmaları gerek tiğinden, ortaya çıkabilecek
yoksun kardeş sendromundan kaçınmak için çocuklar ve aileleri konsülte
edilmelidir.
Kaynaklar:
1-
Cecil Essentials of Medicine (2nd Edition)
2- The Merck Manuel (16th Edition)
Yenileme : 20
Aralık
2005
Hazırlayan :
* Dr Şahi Kuray
|