Kanser Nedir ?
Vücudumuzdaki tüm organlar
hücrelerden yapılmışlardır. Hücreler çok küçük birimlerdir ve ancak
mikroskop altında görüntülenebilirler.Normal vücut hücreleri sistemli bir
şekilde büyür, bölünür ve ölür. Hayatımızın ilk yıllarında yetişkin oluncaya
dek normal hücreler daha hızlı bölünür. Yetişkinliğe ulaşılmasının ardından,
pek çok dokuda hücreler yanlızca ölen hücreleri yenilemek ve yaralanmaları
gidermek amacı ile bölünmeye devam eder. Normal şartlar altında, eğer yeni
hücreler gerekmiyorsa her hücrenin içinde bulunan bazı mekanizmalar hücreye
bölünmesini durdurmasını söyler.
Buna karşın kanser hücreleri,
büyümeye ve bölünmeye devam ederler ve vücudun diğer bölgelerine
yayılırlar.Kanser hücreleri birikerek tümörleri (kitleleri) oluştururlar,
tümörler normal dokuları sıkıştırabilirler, içine sızabilirler yada tahrip
edebilirler. Eğer kanser hücreleri oluştukları tümörden ayrılırsa, kan yada
lenf dolaşımı aracılığı ile vücudun diğer bölgelerine gidebilirler. Gittikleri
yerlerde tümör kolonileri oluşturur ve büyümeye devam ederler. Kanserin bu
şekilde vücudun diğer bölgelerine yayılması olayına metastaz adı verilir. Tümör
vücudun başka bölgelerine yayılmış olsa da orijinal olarak oluştuğu organın adı
ile anılır. Örneğin kemiklere sıçramış olan prostat kanseri hala prostat
kanseri, akciğerlere sıçramış olan meme kanseri hala meme kanseridir.
Vücudumuzda ki tüm organlar
hücrelerden yapılmışlardır. Hücreler çok küçük birimlerdir ve ancak
mikroskop altında görüntülenebilirler.
Normal vücut hücreleri sistemli bir
şekilde büyür, bölünür ve ölür. Hayatımızın ilk yıllarında yetişkin oluncaya
dek normal hücreler daha hızlı bölünür. Yetişkinliğe ulaşılmasının ardından,
pek çok dokuda hücreler yanlızca ölen hücreleri yenilemek ve yaralanmaları gidermek
amacı ile bölünmeye devam eder. Normal şartlar altında, eğer yeni hücreler
gerekmiyorsa her hücrenin içinde bulunan bazı mekanizmalar hücreye bölünmesini
durdurmasını söyler.
Lösemi genellikle tümör oluşturmayan bir kanser
türüdür. Lösemide kanser hücreleri kan ve kan oluşturan organlarda (kemik
iliği, lenf sistemi ve dalak) gelişir, ve diğer organların dokuların içinde
dolaşır, birikebilir.
Akılda tutulmalıdır ki, tüm tümörler kanser
değildir. Kanser olmayan tümörler metastaz yapmaz ve çok seyrek görülen
istisnalar dışında yaşamsal tehlike oluşturmazlar.
Kanserler oluşmaya başladıkları organ ve mikroskop
altındaki görünüşlerine göre sınıflandırılırlar. Farklı tipteki kanserler,
farklı hızlarda büyürler, farklı yayılma biçimleri gösterirler ve farklı
tedavilere cevap verirler. Bu nedenle kanser hastalarının tedavisinde, var olan
kanser türüne göre farklı tedaviler uygulanır.
Kanser istatistiklerinin diğer ülkelere oranla daha iyi tutulduğu amerikada, bu istatistikler göstermiştir ki erkeklerin yarısı kadınların ise üçte biri hayatlarının bir evresinde kansere yakalanacaklardır. Günümüzde, milyonlarca insan kanserli yada kanseri tedavi edilmiş olarak yaşamaktadır. Sigaranın bırakılması yada daha sağlıklı beslenme alışkanlıklarının adaptasyonu gibi aktivitelerle yaşam stilinin değiştirilmesi, pek çok tür kansere yakalanma riskini önemli oranlarda azaltılabilir. Kanser tanısı ne kadar erken konursa, tedavisi o kadar erken başlar ve kanser tedavisi ne kadar erken başlarsa tedavinin başarıya ulaşma şansı da o kadar yüksek olur.
Meme Kanserine Nasıl Tanı Konulur?
Meme kanserinin en yaygın belirtisi ağrısız bir
kitlelenin hissedilmesidir. Ancak, hastaların %10 kadarı, kitle olmaksızın ağrı
hissetmektedir. Meme kanserinin daha seyrek gürülen belirtileri arasında,
göğüste oluşan geçici olmayan değişimler, (örneğin kalınlaşma, şişlikler,
deride tahriş yada bozulmalar, ve anlık akıntılar, aşınma, göğüs ucunun
hassaslaşması yada içe dönmesi de dahil olmak üzre göğüs ucu belirtileri).
Tedavisi en kolay olan erken aşamadaki meme kanseri tipik olarak hiç bir
belirti göstermezler. Bu nedenle, kadınların meme kanserinin erken tanısı için
önerilen kontrol programlarını uygulamaları çok önemlidir.
Meme kanserine erken aşamada tanı konması, tedavi
seçeneklerinin sayısını, tedavinin başarıya ulaşma ve hayatta kalma şansını
önemli oranda arttırır. Erken tanı için temelde önerilen biri birini
tamamlayıcı üç yöntem vardır;
Normal de doktorlar 20 yaşından sonra her ay
kişisel göğüs kontrollerinin yapılmasını, kırk yaşından sonrada yılda bir kez
olmak üzere klinik göğüs kontrollerini ve mamografiyi önermektedirler. Ancak
daha sonraki mamogramlarınıza referans olması için otuzlu yaşlarınızda en
azından bir mamogram çektirerek saklamanız önerilir. Burada verilen başlama
yaşları, toplumun geneli için önerilmektedir, eğer yüksek risk grubunda
olduğunuzu düşünüyorsanız kontrol programınızı dokturunuz ile konuşmalısınız.
Kanserlerin küçük bir bölümü mamografi tarafından tanımlayamayacağı için,
mamografiyi klinik göğüs kontrollerine alternatif olarak görmek yanlıştır.
Eğer bu testlerden birinde normal olmayan bir
belirtiye rastlanırsa, durumu açıklığa kavuşturmak için belirleyici testler
yapılacaktır. Unutmayın ki, göğüs kontrollerinde bulunan kitlelerin büyük bir
kısmı kanser olmayan gelişimlerdir.
Kontroller sonrası şüphelerin giderilemediği
durumlarda, kesin tanının konması amacıyla biyopsi yapılır. Kitlenin
büyüklüğüne, yerine, doktorun yada hastanın tercihine bağlı olarak biyopsi
lokal anestezi alıtında iğneler le yapılabileceği gibi, ameliyatla kitlenin
çıkarılmasıyla da yapılabilir.
Meme kanseri tedavisi ile ilgili kararlar hasta ve
doktor tarafından birlikte alınmalıdır. Bu kararlar alınırken, kanserin
aşaması, hastanın yaşı, diğer sağlık problemleri, önerilen tedavilerin riskleri
ve getirecekleri yararlar göz önünde tutulmalıdır. Meme kanseri tanısı konmuş
kadınların hemen hepsi göğüs ameliyatı geçirirler. Ameliyat sonrası bu tedaviyi
tamamlamak amacıyla, radyasyon (ışın) tedavisi, kemoterapi, hormon tedavisi ve
monoklinal antikor tedavisi gibi bugün standartlaşmış olan kanser
tedavilerinden biri yada birkaçı uygulanır.
Bu tedaviler yerel ve sistematik tedaviler olmak üzre iki ana gurupta toplanabilir. Yerel tedaviler vücudun yanlızca bir bölgesinde yapılan ameliyat yada radyasyon tedavisidir. Sistematik tedaviler ise vücudun tümünde üzerinde yapılan tedavilerdir.
Göğüs ameliyatlarının temel amacı göğüste ve lenf
bezlerinde bulunan kanserli hücreleri ve tümörü almaktır. Lampektomi
operasyonunda, kanserli kitle ve onun etrafından bir miktar sağlıklı göğüs
dokusu alınır. Basit yada toptan Mastektomi'deyse göğsün tamamının alınması
operasyonudur. Değiştirilmiş radikal mastektomi operasyonunda göğsün tamamı ve
koltuk altı lenf bezleri alınır, ancak radikal mastektomide olduğu gibi göğsün
altında göğüs duvarında bulunan göğüs kasları alınmaz. Radikal mastektomi,
göreceli olarak daha hafif olan ameliyat alternatiflerinin verimliliğinin
artması sonucu günümüzde daha az tercih edilen bir ameliyat seçeneği olmuştur.
Hem lampektomi hem de mastektomi operasyonları
genelde, koltuk altı lenf bezlerinin alınması operasyonu ile birlikte yapılır.
Koltuk altı lenf bezleri alındıktan sonra kanserin buraya sıçrayıp sıçramadığı
test edilir. Testlerin sonuçları tedavinin sonraki aşamalarına karar
verilmesinde önemli rol oynar. Koltuk altı lenf bezleri bölgesinde yapılan
ameliyat yada ardından gelen radyasyon tedavisi, lenf sıvısı dolaşımının
aksaması ve sıvı birikimi ile ilintili olarak kolda ödem benzeri oluşumlar
oluşmasına neden olabilir, bu durum lymphedema olarak bilinir. Yanlızca anahtar
konumunda olan bir kaç lenf bezinin çıkartılması ile kanserin ne kadar
yayıldığının belirlendiği yeni yöntemler, toplam lenf dolaşımında daha az
değişikliğe neden oldukları için erken aşamadaki hastalarda daha tercih edilir
yöntemler olmuşlardır. Bu yeni yöntemler arasında en çok yaygınlık kazanmış
olanı 'Sentinel Node Biopsy' olarak adlandırılmaktadır.
Lampektomi operasyonu sonrası büyük bir çoğunlukla altı ila yedi hafta kadar sürecek olan radyasyon tedavisi yapılır. Yapılan araştırmalar göstermiştir ki, lampektomi ve ardından uygulanan radyasyon tedavisi pek çok durumda mastektomi kadar etkindir.
Radyasyon (Işın) tedavisi ameliyat sonrası göğüste,
göğüs duvarında veya koltuk altında kalmış olabilecek kanser hücrelerini
öldürmekte kullanılabileceği gibi, ameliyat öncesinde ameliyatta alınacak olan
tümörün boyutunun küçültülmesi amacıylada kullanılabilinir. Yakın geçmişte kat
edilen teknolojik ilerlemeler, bu tedavinin daha hassas ve arzulanan bölgeye
daha başarılı olarak odaklanarak yapılabilmesine olanak tanımıştır. Bunun bir
sonucu olarak radyasyon tedavisinin yan etkilerinde büyük oranlarda azalma
gözlemlenmiştir.
Meme kanserinin tedavisinde kullanılan sistematik
tedavi seçenekleri arasında kemoterapi, hormon tedavisi ve monoklinal antikor
tedavisi vardır. Gözlemlenebilen tümörün ameliyat ile alınması sonrasında
yapılan sistematik tedavi alınmış olan tümörden ayrılarak vücudun başka
yerlerine gitmiş olabilecek kanser hücrelerini yok etmeyi hedefler. Ameliyat
sonrası yapılan bu tip sistematik
tedavilere tamamlayıcı anlamına gelen adjuvan tedaviler denir. Alınan tümörün
boyu, histolojisi, kanserin lenf bezlerine sıçrayıp sıçramadığı adjuvan
sistematik tedavi seçeneklerinin değerlendirilmesinde önemlidir. Adjuvan
sistematik tedavilerin etkinliği, deneklerin rastgele seçildiği 400 den fazla
klinik deneyde test edilmiştir. Bu çalışmalar göstermiştir ki, adjuvan
sistematik tedavilerin yararları (meme kanserinin yenilemesi, ve ölüm oranları
göz önüne alındığında) tedaviden sonraki 15 yılın sonrasında bile
gözlemlenebilmektedir.
Sistematik tedavi tanı anında meme kanseri ileri
aşamada olan hastalarının tedavisinde de kullanılır. Bu gibi durumlarda,
kanserin büyük bir çoğunluğunun ameliyat ile alınması olası değildir ve
sistematik tedaviler temel tedavi yöntemi olurlar.
Yapılan araştırmalar göstermiştir ki bazı
kemoterapi ilaçları birlikte alındıklarında, tek başına alınan ilaçlardan daha
etkin olmaktadırlar. Kemoterapinin ilk aşamasında genellikle cyclophosphamide,
methotrexate, fluorouracil, doxorubicin (Adriamycin), epirubicin, ve paclitaxel
(taxol) adlı ilaçların özel karışımları kullanılır. Kanserleri bu ilk aşama
ilaçlara dayanıklı hale gelen hastaların yaklaşık olarak %20 ila %30'u ikinci
aşama kemoterapi ilaç tedavisine cevap verirler.
Östrojen, yumurtalıklar da üretilen bir hormondur
ve bazı meme kanserlerinde kanserin büyümesine yardımcı olur. Yapılan testler
sonucu kanser hücrelerinde östrojen veya progesteron hormonları için
algılayıcılar bulunan kadınlar, östrojenin bu hücreler üzerindeki etkilerini
durdurucu ilaçlar önerilebilinirler. Bu amaçla günümüzde en yaygın olarak
kullanılan ilaç tamoxifen'dir. Araştırmalar göstermiştir ki, tamoxifen meme
kanserinin yıllık yenileme riskini %26, yıllık ölüm oranını %14 oranında
düşürmektedir. Kanser hücrelerinde yukarıda sözü geçen hormon algılayıcıları
bulunan kadınlar dan hem menepoz öncesi hemde menepoz sonrası olanlar hormon
tedavisinden yararlanabilirler. Yumurtalıkların alınması yada ilaç ile
yumurtalık işlevlerinin askıya alınması tedavisi gören menopoz öncesi
kadınlarda östrojen üretimi önemli ölçüde azaldığından yaşam oranlarında önemli
gelişmeler gözlemlenmiştir.
HER-2 adındaki bir protein meme kanseri hücrelerinin
büyümesini düzenlemekte önemli bir rol oynar. Meme kanserlerinin yaklaşık
olarak üçte birinde, bu protein aşırı miktarlarda bulunur. Trastuzumab
(Herceptin) bir monoklinal antikor tedavisi şeklidir ve kanserlerinde aşırı
miktarda HER-2 proteini olan hastalarda HER-2 proteinin etkilerini bloke eder.
Kemoterapi sonrasında tümörleri büyümeye devam eden hastalarda, herceptin
yanlız kullanılabileceği gibi kemoterapi ile birlikte de kullanılabilinir. Her
iki durumda da, bu tedavi sonrasında bazı kanserlerin küçüldüğü ve yaşam
süresinin uzadığı gözlemlenmiştir.
Bu bölümde meme kanseri tedavisinde kullanılan
kemoterapi ve yan etkileri hakkında genel bilgiler bulacaksınız. Kemoterapide
kullanılan ilaçlar hastalara göre özel olarak karıştırılır, dozajı, verilme
şekli ve verilme süreci de hastalara özel olarak ayarlanır, bu nedenle
kemoterapinin yan etkileri de hastadan hastaya çok büyük farklılıklar
gösterebilir. Bu bölümde kemoterapinin pek çok yan etkisi detayları ile
açıklanmışsada, söz konusu yan etkilerin pek çoğunun geçici ve kemoterapinin
hemen ardından oluştuğu akılda tutulmalıdır. Pek çok durumda, meme kanserinin
kemoterapi ile tedavisinin yararları, kemoterapinin riskleri, verdiği
rahatsızlıklar ve yan etkileri ile karşılaştırılamayacak kadar büyüktür. Meme
kanserinin tedavisinde kemoterapi vazgeçilemez bir tedavi şeklidir ve
genellikle ameliyat veya diğer tedavilerle birlikte kullanılır. Meme kanseri
hastaları göreceleri kemoterapinin tüm boyutlarını doktorları ve kanser tedavi
ekibi ile tartışmalıdırlar.
Kemoterapi, antikanser ilaçlarının kullanılarak
tümörlerinin büyümesinin önlenmesi yada kontrol altına alınmasıdır. Kemoterapi
genellikle diğer tedavileri tamamlamak amacı ile yapılır, bu tip kemoterapiler
adjuvant kemoterapi olarak adlandırılırlar. Öncelikli olarak yapılan ameliyat yada
radyoterapi tedavileri meme kanserinin bölgesel (göğüs) tedavisini amaçlar.
Kemoterapi genellikle el ya yada koldaki küçük damarlara geçici iğneler
aracılığı ile, yada daha büyük damarlara takılan port adı verilen vücut içi
araçlar yardımı ile verilir. Bazı kemoterapi ilaçları hap yada şurup formunda
ağızdan verilebilir. Bunun yanısıra kas yada deri altına veya tümör bölgesine
doğrudan enjeksiyon şeklinde verilen kemoterapi ilaçlarıda vardır.
Kemoterapinin kullanım amaçları arasında:
Kemoterapi sistematik bir tedavi şeklidir, başka bir değişle, kan dolaşımı aracılığı ile vücudun tüm bölgelerine yayılır, vücuttaki tüm doku ve organları etkiler. Bu açıdan bakıldığında, kemoterapi ameliyat ve radyoterapi gibi yerel tedavi amaçlayan tedavilerden farklıdır. Her hastanın özellikleri incelenerek, kanserin en etkin tedavisi hem yerel hem de sistematik tedavilerin uygun bir karışımının uygulanması ile sağlanır.
Kemoterapi alan meme kanseri hastaları, bir ilaç alabilecekleri gibi birden fazla ilacın birden veridiği karışımları da alabilirler. Pek çok doktor birden fazla ilacın karıştırılarak birden verildiği kombinasyon tedavisinin tek ilaçla yapılan tedaviden daha etkin olduğu konusunda hem fikirdirler. Kombinasyon tedavisi, karışımında bulunan ilaçların her birinin daha az oranda alınmasına rağmen kanser hücrelerinin kontrol altına alınmasında daha iyi sonuçlar vermiştir. Daha yüksek dozda verilen tek ilaçlık kemoterapi tedavileri ile karşılaştırıldığında kombinasyon kemoterapisi daha iyi sonuçlar vermesinin yanı sıra daha az yan etkilere yol açmaktadır. Günümüzde, farklı kanser türlerinin tedavisinde kullanılan 90 dan fazla kemoterapi ilacı vardır.
Kemoterapi meme kanseri hastalarının alabileceği tek tedavi olabileceği gibi ameliyat gibi diğer tedavilerden önce yada sonra da uygulanabilir. Ameliyat öncesi yapılan ve tümörün boyutunu küçültmeyi amaçlayan kemoterapilere neoadjuvant kemoterapi adı verilir. Bunun yanı sıra, neoadjuvant kemoterapi hastanın tümörü üzerindeki en etkin ilacın ve dozajın bulunması amacı ile de kullanılabilinir. Bu amaçla tedavi süresince tümörün gelişimi gözlemlenir.
Ameliyat gibi yerel tedavilerin sonrasında yapılan kemoterapiye adjuvant kemoterapi adı verilir. Çalışmalar göstermiştir ki göğsün alınması (mastektomi) yada kitlenin alınması (lumpektomi) operasyonlarının ardından yapılan adjuvant kemoterapi meme kanserinin yeniden oluşması riskini önemli bir ölçüde azaltmaktadır. 2000 yılının kasım ayında yapılan uluslar arası bir toplantıda, uzmanlar kanseri göğüs dışına çıkmamış hastalarda da adjuvant kemoterapinin standart tedavi olarak önerilmesi üzerinde görüş birliğine varmışlardır.
Kemoterati ilaçları ve veriliş şekilleri genellikle her hasta için ayrıca düzenlenir. Kemoterapi planlanlanırken, hastanın yaşı, genel sağlık durumu, kanserin durumunu gösteren aşama (stage) ve sınıfı (grade) gibi parametreler, diğer sağlık problemleri, geçmişte yapılmış ve gelecekte yapılması planlanan tedaviler göz çnünde tutulmalıdır. Meme kanseri tedavisinde uygulanan kemoterapi genellikle üç ila altı ay sürer. Bu süre içinde ilaçlar günlük, haftalık, aylık yada hastanın ilaçlara gösterdiği tepkiler göz önüne alınarak başka aralıklarla verilebilir. Kemoterapi seansları genellikle sürekli olmaz, çünki kemoterapi ilaçları kanseri hücreler kadar sağlıklıları da etkiler. Doktorların, kemoterapinin hastalar üzerindeki etkilerini gözlemlemek için uyguladıkları pek çok yöntem vardır. Bunların arasında, fiziksel muayeneler, kan testleri, bilgisayarlı tamografiler, MR taramaları ve röntgen çekimleri vardır.
Meme kanseri tedavisinde kullanılan kemoterapi kombinasyonları arasında:
· cyclophosphamide (Cytoxan), methotrexate (Amethopterin, Mexate, Folex), ve fluorouracil (Fluorouracil, 5-Fu, Adrucil) (bu terapi CMF olarak adlandırılır)
· cyclophosphamide, doxorubicin (Adriamycin), ve fluorouracil (bu terapi CAF olarak adlandırılır)
· doxorubicin (Adriamycin) ve cyclophosphamide (bu terapi AC olarak adlandırılır)
· doxorubicin (Adriamycin) ve cyclophosphamide ile paclitaxel (Taxol)
· doxorubicin (Adriamycin), ve ardından CMF
· cyclophosphamide, epirubicin (Ellence), ve fluorouracil
Yukarıda verilenlere ek olarak meme kanseri tedavisinde sıkça kullanılan diğer ilaçlar arasında
docetaxel (Taxotere), vinorelbine (Navelbine), gemcitabine (Gemzar), and capecitabine (Xeloda) vardır. (İlaçların ticari isimleri parantez içinde verilmiştir)
Meme kanserinin tedavisi için kemoterapi gören
hastalarda, bu tedaviye bağlı olarak görülen yan etkiler bazı faktörlere bağlı
olarak oldukça fazla farklılık gösterebilir. Bu faktörlerin arasında,
kullanılan ilaçların tipleri, dozajları, ve verilme süreleri vardır. Akılda
tutulmalıdır ki, bu bölümde açıklanan yan etkiler olası yan etkilerdir ve bazı
hastalar bu yan etkilerden hiç etkilenmezken bazı hastalar bir yada bir kaçından
etkilenir. Pek çok durumda, meme kanserinin kemoterapi ile tedavisinin
yararları, kemoterapinin riskleri, verdiği rahatsızlıklar ve yan etkileri ile
karşılaştırılamayacak kadar büyüktür.
Kemoterapinin en yaygın yan etkileri:
Bazı
kemoterapi ilaçları midenin ve bağırsakların iç yüzeyini oluşturan dokuları
hassaslaştırabilir. Cisplatin, cyclophosphamide, doxorubicin ve yüksek dozlarda
verildiğinde etoposide mide bulantısı ve kusmaya yol açması daha olası
kemoterapi ilaçlarıdır. Bazen mide bulantısı ve kusma tedavinin hemen ardından
yada tedaviye başlanması ile başlar. Bazı durumlarda da hastalar
beklentilerinden etkilenerek mide bulantısı yaşayabilirler, bu hastaların mide
bulantısı ile tedavi arasında kurdukları psikolojik ilişkilendirmenin bir
sonucudur. Pek çok durumda, kemoterapinin yan etkisi olarak görülen bulantı ve
kusmanın önüne geçilmesi için ilaçlar verilebilir.
Saç kaybı
(alopecia) kemoterapinin diğer bir yaygın yan etkisidir. Oluşan saç kaybı
geçicidir ve bazı kadınlarda saç köklerinin kemoterapi ile zayıflayarak daha
hızlı saç dökülmesine yol açması nedeni ile oluşur. Saçlarını kaybeden
kadınlarda saç kaybı ikici kemoterapi civarında oluşur. Kemoterapinin bitmesi
ile saçlar geri gelir, ancak bazı hastalarda saçlar hastanın kemoterapi öncesi
sahip olduğundan farklı olarak geri gelebilir (Düz yada kıvırcık saçlar gibi).
Kemoterapi ile saçlarını kaybeden kadınlar, kemoterapi boyunca değişik
eşarplar, şapkalar yada peruklar kullanabilirler.
Beyaz
(akyuvarlar) ve kırmızı (alyuvarlar) kan hücreleri ile kanamayı önleyici kan
hücreleri olan platelet lerin sayısının azalması kemoterapinin diğer bir olası
yan etkisidir. Akyuvarlar vücudun bağışıklık sisteminin temel taşlarındandır.
Normalde bir milimetreküp kanda 4,000 ila 10,000 tane arasıda akyuvar bulunur.
Akyuvar sayısının bu normal değerlerin altına inmesine leukopenia denir.
Aslında bir kaç çeşit akyuvar hücresi vardır, neutrophils adı verilen akyuvar
hücreleri vücudun enfeksiyonlarla savaşmasına yardım ederler. Bu hücrelerin
sayısının çok fazla azalmasına neutropenia adı verilir. Neutropenia kemoterapi
tedavisi boyunca kontrol edilmesi gereken bir yan etkidir, ve genellikle
bağışıklık sistemini güçlendiren ilaçlar yardımı ile tedavi edilebir.
Kemoterapi kandaki alyuvar sayısının azalmasına da neden olabilir. Normalde,
bir milimetreküp kanda 4 ila 6 milyon tane alyuvar vardır. Alyuvar sayısının
normal değerlerin altına düşmesi ile anemi oluşur. Yorgunluk, baş dönmesi, baş
ağrısı, nabız da ve soluma hızında artış anemisi olan hastalarda görülebilen
şikayetler arasındadır. Anemi bazı durumlarda ilaçlarla tedavi edilebileceği
gibi, alyuvar sayının çok azalması kan naklini gerektirebilir.
Kemoterapi gören hastaların bazılarında platelet sayısı normal değeri olan
millimetreküpte 150 ila 450 bin adetten daha aza inebilir. Bunun bir sonucu
olarak hastalar da küçük ve büyük berelenmelere olan yatkınlığın artması,
kesilmeler sonucunda normalden uzun süren kanamalar, burun ve diş eti
kanamaları görülebilir. Platelet sayısı aşırı şekilde azalan hastalarda iç
kanamalar da görülebilir. Bu gibi durumlarda hastalara platelet aktarımı
yapılır. Bunun yanı sıra bazı durumlarda operlvekin (Neumega) gibi ilaçlarda
verilebir.
Kemoterapi alan kanser hastaları, kemoterapinin erken menepoza yada kısırlığa
yol açabileceğini bilmelidirler. Kemoterapiye başlandığında doğal olarak
menapoza girmeye yakın olan kadınların kemoterapinin sonucu olarak daha erken
menapoza girme olasılığı daha fazladır. Kemoterapi alan kadınların bir kısmıda
menapoza girmekte olan kadınlarda görülen belirtiler görülebilir, bunların
arasında ani terlemeler, vajinal kuruluk ve adet dönemlerinde düzensizleşmeler
vardır. Bu şikayetler seyrek görülen şikayetler değildirler ve genellile ilaçla
yada kemoterapi tedavisinde yapılan değişikliklerle tedavi edilebilirler. Bu
tip şikayeti olan kadınların, bu durumu doktorları ile tartışmaları önerilir.
Kemoterapi ilaçları hamilelikte alındıklarında sakat doğumlara neden
olabilirler, bu nedenle kadınların kemoterapi boyunca hamile kalmamalırı
önerilir. Tedavi sonrası çocuk sahibi olmak isteyen çiftlerin bu isteklerini
doktorları ile tartışmaları önerilir. Yapay döllenme veya benzeri yöntemlerde
kullanılmak amacı ile sperm veya yumurtanın tedavi öncesi alınarak saklanması
gibi yöntemler yüksek risk grubundaki kadınlara önerilebilinilir.
Kemoterapinin bunlar dışındaki yan etkileri
arasında:
Bunlara ek olarak, bazı kemoterapi ilaçlarının daha başka riskleri vardır.
Örneğin, uzun bir süre boyunca yüksek dozlarda alındığında doxorubicin
(Adriamycin) adlı ilaç kalıcı kalp problemlerine yol açabilir. Adriamycin
kullanması gereken hastalar tedavi öncesi kalp problemleri için kontrolden
geçmeli ve durumları tedavi boyunca gözaltında tutulmalıdır.
Bu
uzun olası yan etki listesine rağmen, kanserin kemoterapi ile tedavisinden
sağlanan yararlar olası komplikasyınlar ve riskler ile karşılaştırılamayacak
kadar büyüktür, ve genellikle uygun ilgi ve dinlenme aracılığı ile bu yan
etkilerin büyük çoğunluğunun üstesinden gelmek mümkündür.
Kemoterapinin
bazı yan etkilerini yaşayan hastalara, bu yan etkileri azaltmak veya gidermek
amacı ile ilaçlar verilebilir. Örneğin, kemoterapinin en yaygın yan
etkilerinden olan mide bulantısı, kusma ve yorgunluk hissine karşı tek başına
olduğu gibi diğer ilaçlarla da karıştırılarak alınabilen bir kaç çeşit ilaç
vardır. Bu ilaçlardan bazıları:
Anzemet (kimyasal
adı: dolasetron mesylate) adlı ilaç ameliyat yada kemoterapi sonucu oluşan mide
bulantısını önleyerek veya azaltarak kusmanın önüne geçer. Araştırmacılara göre
kemoterapiye bağlı bulantı hissi, ince bağırsak duvarındaki hücrelerin
salgıladığı bir maddenin (serotonin) sinir sistemi tarafından algılanmasına
bağlı olarak gelişmektedir. Anzemet bağırsaklarda bulunan sinirlerin merkezi sinir
sistemi ile olan bağlantısını keserek çalışır.Tablet olarak alınabileceği gibi
enjeksiyon ile de alınabilir. Daha detaylı bilgi için üreticisi olan Aventis in
web sayfasına baş vurabilrisiniz.
Compazine
(kimyasal adı: prochlorperazine) adlı ilaç ameliyat yada kemoterapi sonucu
oluşan mide bulantısının ve kusmanın kontrol altına alınmasına yardımcı olur.
Compazine tablet, şurup, fitil ve enjekte edilebir formlarda satılmaktadır.
Compazine alınan diğer ilaçlar ve alkolle etkileşime girebilir. Daha ayrıntılı
bilgiyi Compazine’nin üreticisi olan SmithKline Beecham’ın web sayfasınsan
alabilirsiniz. http://www.sb.com/
Kyril
(kimyasal adı: granisetron hydrochloride) birleşik devletler gıda ve ilaç
idaresi tarafından (FDA) kemoterapi hastalarında mide bulantısına karşı
kullanılması onaylanmış bir ilaçtır. Kyril genellikle kemoterapiye başlanmadan
bir saat kadar önce verilir. Bazı durumlarda ilk dozdan 12 saat sonra ikinci
bir doz da verilebilinilir. Kyril tablet yada enjekte edilebilinir formda
satılmaktadır. Daha detaylı bilgiyi kyril’in üreticisi olan SmithKline
Beecham’ın web sayfasında bulabilirsiniz. http://www.sb.com/
Phenergan (kimyasal
adı: promethazine) yatıştırıcı, ve orta düzeyde bulantı önleyici özellikler
içerir. Kemoterapiye bağlı bulantının önlenmesi veya tedavi edilmesi amacı ile
kullanılabilir. Phenergan şurup, fitil ve enjekte edilebilir formlarda
satılmaktadır. Phenergan hakkında daha detaylı bilgi almak için ilacın
üreticisi olan Wyeth-Ayerst’in internet sayfasına bakabilirsiniz, http://www.wyeth.com/products/phenergan.asp
Procrıt (Kimyasal
adı: Epoetin Alfa) kemoterapiye bağlı kronik yorgunluğun daha fazla sayıda
kırmızı kan hücresi üretilmesi ile azaltılması amacı ile kullanılır. Kemoterapi
kanserli hücreleri olduğu kadar normal hücreleri de etkiler. Bunun bir sonucu
olarak kemoterapi kırmızı kan hücrelerinin sayısının azalmasına yol açarak
anemiye sebep olur. Gözlemlenebilen en belirgin yan etki aşırı yorgunluk
hissidir. Procit hakkında daha detaylı bilgiyi, http://www.procrit.com/
adresinde bulabilirsiniz.
Zofran, kemoterapiye
bağlı kusma ve mide bulantısının önüne geçmek amacı ile kullanılır. Zofran hap,
sıvı solüsyon yada enjekte edilebilir formlarda satılmaktadır. Hap formunda ki
Zofran’ın ilk dozu genellikle kemoterapi seansının başlamasından 30 dakika önce
verilir ve daha sonraki Zofran hapları kemoterapi sonrasındaki bir – iki gün
boyunca düzenli aralıklarla alınır. Zofran hakkında daha detaylı bilgiyi ilacın
üreticisi olan Glaxo Wellcome’ın internet sayfalarında bulabilirsiniz, http://www.glaxowellcome.com/.
Kemoterapi
süresince düşük kan sayımı gösteren hastalara, kan hücreleri ve plateletlerin
sayılarının arttırılması amacı ile ilaçlar verilebilir. Verilen ilaçlar
sayısının arttırılması hedeflenen kan hücrelerinin tipine göre değişir.
Örneğin, bir beyaz kan hücresi olan neutrophil’lerin sayısının azalması
neutropenia denilen hastalığa neden olur. Bu hastalara, özel büyüme faktörleri
içeren ilaçlar verilebilir, bunların içinde kimyasal adı sargramostim olan
Leukine ve kimyasal adı filgrastim olan Neupogen vardır.
Yüksek dozda
kemoterapi kullanımı ile meme kanseri tedavisi, bu konunun uzmanları arasında
hala tartışılmakta olan bir yöntemdir. Yapılan pek çok araştırma, yüksek dozlu
kemoterapinin geleneksel kemoterapi tedavisinden daha iyi olduğu tezini
desteklememiştir. Ancak, bazı araştırmalarda ilerlemiş aşamadaki meme kanseri
hastalarının yüksek dozlu kemoterapi ile tedavisi sonrasında umut verici
iyileşmeler gözlenmiştir. Günümüzde, bu tedavi yakından takip edilen klinik
deneylere katılmakta olan ilerlemiş düzeyli meme kanseri hastaları için
önerilmektedir.
Uzun süren
yüksek dozlu kemoterapi tedavileri kemik iliği hücrelerine zarar verebilir.
Bunun bir sonucu olarak, yüksek dozlu kemoterapi alan hastalara kemik iliği
nakli yada kök hücre aşılanması gerekebilir.
Kemik iliği nakli tedavisinin aşamaları;
Kemik iliği nakli olasılığı yüksekse, doktorlar kemoterapi öncesi hastanın
bacak yada kalça kemiğinden ilik örnekleri alırlar. Çıkartılan bu kök hücreler,
korunmaları amacı ile hemen dondurulurlar. Daha sonra hastaya yüksek dozlu
kemoterapi uygulanır, bu süreçte vücut ta kalan kemik iliği hücrelerinin bir
kısmı da ölür. Kemoterapinin tamamlanmasının ardından, korunmuş olan kemik
iliği hücreleri geriye enjekte edilirler. Enjeksiyon sonrası, bu hücreler
çoğalmaya başlar ve aynı zaman da beyaz ve kırmızı kan hücrelerini de
üretirler.
Doktorlar yakın zamanda kemik iliği nakilleri yerine kök hücre kurtarımı yöntemini kullanmaya başlamışlardır. Kök hücreler henüz işlevsel farklılaşma göstermemiş ön hücrelerdir ve vücudun gereksinimine göre değişik hücrelere dönüşürler. Kök hücre kurtarımı yönteminde, kemoterapi öncesinde hastanın kanından kan kök hücreleri ayrılırlar. Yüksek dozda kemoterapi uygulanmasının hemen sonrasında, hastaya geri verilen kan kök hücreleri kemik iliğinin işlevini geri getirir. Araştırmalar göstermiştir ki kök hücre kurtarımı yöntemi kemik iliği nakli ile karşılaştırıldığında daha az yaşamsal risk taşımaktadır.
Kemoterapi kanser tedavisinde ve kanserin tekrarlama riskini azaltmada çok etkin bir yöntem olabilir. Araştırmacılar kemoterapi ve kanser tedavisi konularında önemli ilerlemeler göstermektedirler. Araştırmaların devam etmesi ile, yan etkisi daha az ve daha etkin kemoterapi ilaçlarının daha yaygın olması beklenmektedir. Buna ek olarak, kemoterapinin istenmeyen yan etkilerini önleyen ilaçların gelişimi de devam etmektedir. 2000 yılının kasım ayında yapılan uluslararası bir toplantıda, uzmanlar kanseri göğüs dışına çıkmamış hastalarda da adjuvant kemoterapinin standart tedavi olarak önerilmesi üzerinde görüş birliğine varmışlardır. Meme kanseri olan kadınların kemoterapi konusunu doktorları ile tartışmaları önerilir.
Göğüs genelde dairesel yada göz yaşı damlası şeklindedır. Ancak göğüs dokusu
köprücük kemiğinden sütyen çizgisine ve göğüs kemiğinden koltuk altına kadar
bulunabilir. Bu nedenle kişisel göğüs kontrolleri yapılırken bu alanların
tümünün kontrol edilmesi ve mastektomi yapılırken bu alanlardaki dokularında
alınması çok önemlidir.
Göğüs süt bezlerinden, süt kanallarından, dolgu malzemesi
olan yağ dokusundan ve taşıyıcı olan lif dokusundan oluşur. Süt bezleri lob adı
verilen gruplarda toplanırlar. Her lob, pek çok sayıda daha küçük lob içerir.
Bu küçük loblar sayısı bir düzineye varan ve küçük üzümlere benzeyen minik
ampul şeklindeki bezleri içerir, ve süt burada üretilir. Göğüslere dokunulduğunda yumru yumru
hissedilmesinin nedeni budur. Duct adı verilen küçük kanalcıklar üretilen sütü
göğüs ucuna taşır.
Göğsün içinde kas yoktur ama, pectoralis major and
pectoralis minor adı verilen iki kas göğsün altındaki kaburgalara bağlıdır.
Göğsün içinde göğse oksijen ve besin taşıyan damarlar vardır. Damarda kan ile beraber dolaşımda olan lenf sıvısı, (vücudun savunma sisteminde önemli bir rol oynar), damar duvarlarından sızar ve hücrelerin arasındaki boşlukta birikir. Bunların toplanması ve ana kan dolaşımına geri kazandırılması için lenf kanalları vardır. Bu kanallar boyunca, lenf sıvısı lenf bezleri adı verilen fasulye tanelerine benzeyen organlar tarafından süzülür. Göğüste toplanan lenf sıvısının büyük bir bölümü koltuk altına doğru toplanır, burada harici lenf bezleri tarafından süzüldükten sonra lenf sıvısı dolaşım sistemine geri döner.
Kaynak : http://www.herbalistatabay.com/