| İNTERNET DOKTORU |
| KIRIM-KONGO KANAMALI ATEŞİ | ||
İnsanlarda klinik ve
subklinik olarak seyreden ve sayıları gittikçe
artan arbovirüsler, artopodların
vektörlük yaptığı ve insanlarda sendromlar
halinde görülen önemli bir enfeksiyon hastalığı grubunu oluşturmaktadır.
İnsanlarda başlıca ensefalitler, kısa süren
ateşli hastalıklar, kanamalı ateşler, poliartrit
ve raş ile ön plâna çıkan sendromlar
şeklinde görülür.
Kanamalı ateşlerin,
biyolojik silah olarak kullanım alanı bulmaları önemlerini daha da artırmaktadır.
Bu sendromlardan
kanamalı ateşler grubunda yer alan Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA),
2002 ve 2003 yıllarının bahar ve yaz aylarında bazı illerimizde görülmüş
ve Sağlık Bakanlığının yapmış olduğu çalışmalar neticesinde hastalığın
KKKA olduğu doğrulanmıştır.
KKKA, Bunyaviridae
ailesine bağlı Nairovirus soyundan virüslerin
meydana getirdiği, şiddetli bir seyir gösteren ve fatalitesi oldukça yüksek
(yaklaşık % 30; bu rakam bazı kaynaklarda % 50’ye kadar çıkmaktadır)
olan bir hastalıktır. Hastalık hayvanlarda, insanlara nazaran daha yaygın
olarak görülmekle beraber asemptomatik
seyretmekte olup, zoonoz karakterli bir hastalıktır;
sporadik vakalar veya salgınlar şeklinde
insanlarda da görülebilmektedir.
Bu grup virüsler,
100 nm (nanometre) büyüklüğünde, Ribonükleik
asit (RNA) içeren, heliksel kapsidli ve zarflı
virüslerdir.
KKKA ilk olarak 1944
yılında Kırım’da görülmüş ve Kırım Kanamalı Ateşi olarak
tanımlanmıştır. Daha sonra 1956 yılında Kongo’da görülen hastalığın,
1969 yılında Kırım Kanamalı Ateşi ile aynı olduğunun farkına varılmış
ve hastalık bundan sonra bugünkü bilinen ismiyle anılmaya başlamıştır.
Klinik Tanımlama
Klinik semptomlar
karaciğer ve endotel hasarı ile tombositlerdeki
dramatik düşüşün bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır.
Ateş, kırıklık,
baş ağrısı, halsizlik, aşırı duyarlılık, kollarda, bacaklarda ve sırtta
şiddetli ağrı ve belirgin bir iştahsızlıkla başlar. Bazen kusma, karın
ağrısı veya ishal olabilir. İlk günlerde yüz ve göğüste peteşi
ve konjonktivalarda kızarıklık dikkati çeker.
Gövde ve ekstremitelerde ekimozlar
oluşabilir. Epistaksis, hematemez,
melena ve hematüri sıktır.
Bazen vajinal kanama da olabilir. Genellikle
hepatit görülür. Ağır olgularda hastalığın 5. gününden itibaren hepatorenal
ve pulmoner yetersizlikler görülebilir. Ateş 5
veya 12. güne kadar çıkar ve lizisle düşer; nekahat
dönemi uzun sürer.
Ölüm olayları daha
çok hastalığın ikinci haftalarında (5-14 gün) görülebilmekte ve bu
oran yaklaşık % 30’ları bulabilmektedir. İyileşme hastalığın
dokuzuncu veya onuncu günlerinde olmaktadır.
Laboratuvar
bulgusu olarak özellikle lökopeni ve trombositopeni
dikkati çekmektedir. Aspartat aminotransferaz
(AST), Alanin aminotransferaz
(ALT), Kreatin kinaz (CK)
ve biluribin değerlerinde yükselmeyi alkalen
fosfataz (ALP), Gama glutamiltransferaz
(GGT) ve Laktat dehidrogenaz
(LDH) değerlerindeki yükselme takip eder. Protrombin
zamanı (PT), Aktive parsiyel protrombin
zamanı (aPTT) ve diğer pıhtılaşma testlerinde
belirgin bozukluk görülmektedir. Bariz kanama olmasa da hemoglobin düzeylerinde
düşme gözlenebilir.
Epidemiyoloji
ve Bulaşma
Hastalık sıklıkla
Afrika, Asya, Orta Doğu ve Doğu Avrupa’da endemiktir.
KKKA’nın son yıllarda Kosova, Arnavutluk, İran,
Pakistan ve Güney Afrika’dan sporadik vakaları
ve epidemileri de bildirilmiştir.
Virüs, bir çok
evcil ve yabani hayvanı enfekte etmekte ve hastalık
hafif seyretmektedir. Bir çok kuş virüse karşı dirençli iken, virüsün
yayılmasında önemli rol oynarlar. Hayvanlardaki hastalık enfekte
kenelerin ısırması ile başlamaktadır.
KKKA’nın
bulaşmasında Hyalomma soyuna
ait keneler daha büyük bir yere sahip olmakla birlikte, 30 kene türünün
bu hastalığı bulaştırabileceği bildirilmektedir. Virüs kenelerde, transovaryal
ve transstadial pasajlarla idame olur; keneler
arasında venereal olarak bulaşmanın olduğu da
bildirilmektedir. Henüz ergin olmamış Hyalomma
soyuna ait keneler, küçük omurgalılardan kan emerken virüsleri alır,
gelişme evrelerinde muhafaza eder. Keneler, insan veya hayvanlardan kan
emerken virüsleri de bulaştırırlar.
Küçük omurgalılar
ve özellikle yerde beslenen kuşlar, keneleri enfekte
eden en önemli konak grubunu oluşturmaktadır; keneler, biyolojik
evrimlerinin değişik safhalarında bu canlılardan kan emerler.
Hyalomma
soyuna ait keneler Ülkemizin de içinde bulunduğu çok geniş bir coğrafik
alanda yerleşmişlerdir. Ülkemiz kenelerin yaşamaları için coğrafi açıdan
oldukça uygun bir yapıya sahiptir. Türlere göre değişmekle beraber
kenelerin, küçük kemiricilerden, yaban hayvanlarından evcil memeli
hayvanlara ve kuşlara kadar geniş bir konakçı spektrumları mevcuttur.
Hastalık daha çok
hayvancılıkla uğraşanlarda, mezbaha çalışanlarında ve kırsal alanda
yaşayanlarda görülebilmektedir. Enfekte
hayvanların kan ve dokuları ile temas sonucu da geçiş
olabilmektedir. Ayrıca nozokomiyal enfeksiyon oluşturma
riski de bildirilmektedir.
Bugün için etkili
bir aşısı bulunmayan KKKA’nın geçirilmesinden
sonra bağışıklığın ömür boyu sürebileceği belirtilirken, konvalesan
dönem plâzmaları ile yapılan pasif immünizasyonların
uygulanabilir nitelikte olmadığı da ifade edilmektedir.
Kuluçka Süresi
Kene tarafından ısırılma
ile virüsün alınmasını müteakip kuluçka süresi genellikle 1-3 gündür;
bu süre en fazla 9 gün olabilmektedir. Enfekte
kan, ifrazat veya diğer dokulara doğrudan temas sonucu bulaşmalarda bu süre
5-6 gün; en fazla ise 13 gün olabilmektedir.
Tanı
Tanı için biyogüvenlik
açısından tam güvenli laboratuvarlara ihtiyaç
vardır. Tanıda, virüsün ya da virüs RNA’sının
kan ve doku örneklerinden izolâsyonu, virüs antijeninin ve virüse karşı
oluşmuş antikorların serolojik olarak gösterilmesi
kullanılmaktadır. Oluşan antikorlar serolojik yöntemlerden
en hızlı ELISA (Enzyme-Linked
Immunosorbent Assay)
ile saptanabilmektedir; immünglobülinlerden IgG
ve IgM antikorları hastalığın yaklaşık 6. gününden
itibaren serumda belirlenebilir. IgM’ler 4 ay
kadar serumda belirlenebilirken, IgG’ler azalır;
ancak, yine de 5 yıla kadar IgG antikorlarına
rastlanabilir.
Bazı kişilerde
hastalık, özgül antikorlar kanda belirlenene kadar ölümle sonuçlanabileceğinden
tanı konulamayabilir. Bu durumlarda tanı özellikle hastalığın ilk 5 gününde
kan ve dokulardan alınan örneklerden virüs izolâsyonu ile yapılabilir. Bu
amaçla hücre kültürleri, immünfloresans yöntemi
ve EIA (Enzyme Immun Assay)
kullanılabilmektedir.
Son zamanlarda, PCR (Polymerase
Chain Reaction) gibi
moleküler tanı yöntemleri başarı ile uygulanmaktadır.
Tedavi
Destek tedavisi yapılmalıdır.
Tam kan veya kan komponentlerinin replasmanı
yapılabilir. Hastalığın spesifik bir tedavisi bulunmamakla birlikte, antiviral
ilâçlardan ribavirinin, oral
veya parenteral olarak kullanılabileceği
bildirilmektedir. Ribavirinin kullanımına ilişkin
bilgiler aşağıdaki tabloda verilmiştir.
Ribavirinin hemolitik anemi gibi önemli bir yan etkisi olabileceğinden hastalar bu açıdan da takip edilmelidir.
KKKA’da
Antiviral İlâç (Ribavirin)
Kullanımı.
|
Hasta
Grubu |
Oral
|
Damar
İçi |
|
Erişkin |
2 000 mg
yükleme dozunu müteakip, 6 saat arayla 1000 mg
dozunda 4 gün; daha sonra da 500 mg
dozunda yine 6 saat arayla 6 gün verilebilir. |
17 mg/kg
(maksimum 1 g) yükleme dozunu müteakip, 6 saat arayla 17 mg/kg
(maksimum 1 g) dozunda 4 gün; daha sonra 8 saat arayla 8 mg/kg
(maksimum 500 mg) dozunda 6 gün süreyle
verilebilir. Tedaviye geç
kalınması veya gerek görülmesi durumlarında yükleme dozu 30 mg/kg
(maksimum 2 g) olabilir. |
|
Gebe |
Embriyotoksik
ve teratojenik etkileri bulunması
nedeniyle, ribavirinin gebelerde kullanımı
kontraindikedir. Ancak gerekli görülmesi
durumunda erişkin dozlarında verilebilir. |
Embriyotoksik
ve teratojenik etkileri bulunması
nedeniyle, ribavirinin gebelerde kullanımı
kontraindikedir. Ancak gerekli görülmesi
durumunda erişkin dozlarında verilebilir. |
|
Çocuk |
30 mg/kg
yükleme dozunu müteakip, 6 saat arayla 15 mg/kg
dozunda 4 gün; sonra yine 6 saat arayla 7 mg/kg
dozunda 6 gün verilebilir. |
Erişkinlerde
verildiği gibi vücut ağırlığına göre hesaplanır. |
|
Maruziyet
Durumunda Profilaksi |
6 saat
arayla 500 mg dozunda 7 gün
verilebileceğinin belirtildiği yayınlar varsa da maruziyet
durumlarında profilaktik amaçlı ribavirin
kullanımı DSÖ tarafından önerilmemektedir. |
|
Korunma ve
Kontrol
Tüm enfeksiyon
hastalıklarında olduğu gibi KKKA’da da
korunma ve kontrol önlemlerinin alınması çok önemli ve gereklidir.
Kene mücadelesi, Tarım
ve Köyişleri Bakanlığı ile bu Bakanlığın
il ve ilçe teşkilâtlarının önerileri ve direktifleri doğrultusunda yapılmalı;
problemin, yerel yönetimlerin ve ilgili diğer sektörlerin konuya
hassasiyetle yaklaşmaları ve gereken önemi vermeleriyle çözülebileceği
de unutulmamalıdır.
Kaynak : TC Sağlık Bakanlığı
|
Copyright ©
2000-2005 Klinik Sağlık Sitesi |
| ANA SAYFA için tıklayınız | ||||
|
|