|
DÜNYA TEMİZLİK DEVLERİ
(MİKROORGANİZMALAR) :
Çok değil sadece birkaç yıl dünyadaki bitki,
hayvan ve insan ölüleri toprağa dönüştürülmeyip de olduğu
gibi kalsaydı acaba halimiz nice olurdu. Yeryüzü artık ve
pisliklerle dolar insanoğlu yürümek için bile yer bulamaz, tarım
alanları tamamen enkazlarla kaplanır, ekecek toprak bulamaz ve açlıktan
ölürdük. Gerçekten
de bitki ve hayvan artıklarının ve ölülerinin yeryüzünden
temizlenmesi, temizlenirken de bunların toprak haline getirilerek
yeniden bitkilerin beslenmesi için sunulması son derece ciddi ve
önemli olaylardır. Hepimizin gözleri önünde yüzyıllardır
aksatılmadan sürdürülen bu işlemler
nasıl gerçekleştirilmektedir. Çoğu insanın hiç farkına
varmadığı, sıradan kabul ettiği bu müthiş temizlik nasıl sağlanmaktadır.
Kücücük evimizi ve sokağımızı her gün ,her saat temiz tutmak
ne kadar emek ve masraf ister. Belediyeler sokakları temizlemek için
büyük harcamalar yapmaktadır. Temizlik çok zor bir olaydır.
Temizliğin ne kadar zaman aldığını ve ne yorucu bir iş olduğunu
en iyi ev hanımları bilir. Biz ve belediyeler topladığımız artıkları
sadece belli yerlere bırakıyoruz ve bunların orada ne olacağı
aklımıza bile gelmiyor.Sadece bırakıyoruz,dönüyoruz. Topladığımız
bu çöp dağları acaba nasıl toprak haline getiriliyor ve bizim
kirlettiklerimizi, kim,ve nasıl temizleyerek tekrar bize temiz
olarak sunuyor. Hem de insanoğlundan para pul talep etmeden. Yeryüzündeki
milyarlarca ton bitki ve hayvan artıkları nasıl bu kadar rahatlıkla,gürültüsüz
ve kimsenin haberi olmadan toprak haline getiriliveriyor.
İşte bu ve benzer soruların cevabını verebilmek için
mikroorganizmalar alemini tanımak gereklidir. Mikroorganizmalar gözle
görülemeyen minik canlılardır.Ancak mikroskobun bulunmasından
sonra bu küçücük yaratıkları tanıma fırsatı elde ettik. İnsanlık
alemi bu mini minnacık yaratıklar hakkındaki bilgileri son 150 yıllık
zaman diliminde kazandı. Bu tarihlerden önce yaşayan her insan gözle
görülemeyen canlılarla yoldaşlık ediyor, ancak farkında
olmuyordu. Gözle görülemeyen bu canlıların toplam kütlesi, tüm
hayvanların ve insanların kütlesinden 25 kere fazladır. İnsanlar
daha az yer kaplayan hayvanları görüyor fakat yeryüzündeki bütün
hayvanların + insanların kütlesinden 25 kat çok olan
mikroorganizmalardan habersiz yaşıyordu.
Nasıl ki hayvanlar aleminde karınca,alabalık,balina,tavşan,güvercin,fil
gibi binlerce tür vardır. Mikroorganizmaların da çok sayıda türleri
mevcuttur.
Mikroorganizmaları dört ana başlık altında
incelemek mümkündür.
1.Bakteriler(mikroplar)
2.Virüsler
3.Mantarlar
4.Parazitler(Bu grubun tek hücrelileri olduğu
gibi gözle görülebilenleri de bulunmaktadır.)
Mikroorganizmalar her yerde mevcuttur.Toprakta,
suda, bitkilerde ve hayvan vücudunda yaşarlar.Hava akımlarıyla
yeryüzünden atmosferin üst tabakalarına ve kıtadan kıtaya taşınır.
Mikroplar, bütün denizlerin yerleşik sakinleridir. Bir kaşık
toprakta milyonlarca bakteri vardır. Hayvanlar ve insanlar, çok
fazla sayıda mikrop taşır. Bir insanda 10 trilyon hücre olmasına
karşın 100 trilyon
mikroorganizma mevcuttur. Her insan hücresine 10 mikroorganizma düşer.
Mikroplar pek sevilmez.Çünkü insanoğlu, onları
tarihte meydana getirdikleri büyük salgın hastalıklarla birlikte
hatırlar.Aslında mikroorganizmalara ölüm ve felaket getirici
etkenler gözüyle bakmak oldukça yersiz bir değerlendirmedir.
Mikroorganizmaların büyük bir çoğunluğunun insanlardaki hastalıkla
hiçbir ilişkisi yoktur. Binlerce bakteri türü olmasına karşın
bunların sadece çok az bir kısmı insanlara zarar
verir.Mikroorganizmaların insanda hastalık yapan kısmı,tüm
mikroorganizmalar içinde milyarda bir bile değildir. İnsanların
temizlik kurallarına uyması halinde bu hastalık meydana getiren
mikroorganizmalar bile hastalık yapmak yerine doğal dengenin
korunmasına katkıda bulunurlar. Sorunlara mikroplar değil,temizliğe
dikkat etmeyen insanlar
sebep olmaktadır.
Mikroorganizmalar dünyadaki hayatın devam etmesi
için anahtar role sahiptir. Bitkiler beslenme için, hayvan ve
bitki artıklarını kullanır.Ancak, bu atıklar organik moleküllerdir,
parçalanıp inorganik şekle dönüştürülmeleri gerekir. Aksi
takdirde bitki kökleri bu molekülleri ememez.Hayvan ve bitki ölülerinin
işlenerek bitkilerin kullanabileceği toprak haline (inorganik şekle)
dönüştürülmesi işlemini mikroorganizmalar gerçekleştirmektedir.
Mikroorganizmaların
organik maddeleri(bitki,insan ve hayvan ölülerini),inorganik
maddelere (toprak haline) dönüştürmesi
::
 |
 |
 |
| Bitkiler
elementleri ve inorganik bileşikleri kökleriyle emerler |
|
Bitki
ve hayvanlarda besinler organik
bileşiklere dönüşür |
. |
|
 |
 |
 |
 |
| Organik
bileşikler;karbon,fosfor, kükürt,azot,demir v.b. ayrılır |
Topraktaki
mikroorganizmalar organik bileşikleri parçalar |
Ölü canlılardaki her element,toprakta inorganik yapıya dönüştürülürken
ayrı mikroorga-nizmalar görev yapar. Topraktaki, her bir elementin
bitkilerin hizmetine sunulması ayrı türlerdeki mikroorganizmaların
ortaklaşa gerçekleştirdikleri yaşam için vazgeçilemez bir
organizasyondur.Aslında bu işlemler bir otomobil fabrikasında
otomobil üretmek için yapılan işlemlerden daha girifttir. Ancak
biz fazla kafa karıştırıcı olmaması için konuyu basitleştirerek
takdim edeceğiz. Şimdi, hayatımızın devamında mutlak gerekli
olan ve mikrop yoldaşlarımızın gerçekleştirdikleri
bu organizasyonlardan sadece üç tanesini kısaltarak şematize
edelim.
1.Azot dengesinin kurulmasında
mikroorganizmaların rolü

2.Tabiattaki karbon(C) dengesinde
mikroorganizmaların rolü

3.Kükürt elementinin
mikroorganizmalarca tekrar bitkilere sunulması

Fosfor(P), demir(Fe),çinko(Zn) ve diğer elementlerin her
birisinin,inorganik forma çevrilme-sinde farklı türden
mikroorganizmalar görevlidir.Canlılarda 25’in üzerinde
element organik bileşikler halindedir.Bunların her birinin ayrı
mikroorganizma grubu ile parçalanıp tekrar hayata kazandırılması
baş döndürücü bir organizasyondur.Yeryüzündeki bu büyük
olaya eskiden beri “ölüler
çürüyor” denip geçilmiştir. Kabaca bakıldığında bu doğrudur,
ancak bilimin gözüyle ayrıntılara inildiğinde karşımıza hiçbirimizin
aklına sığıştıramayacağı ölçüde büyük bir planlama çıkmaktadır.
Mikroorganizmaları keşfettikten sonra bu olayın inceliklerine
inebildik. Yoksa hep “çürüme” deyip basitce değerlendirmelerde
bulunacaktık. Tabiattaki çoğu olayda aynı kural geçerlidir.
Allah’ımızın sonsuz gücünü anlayabilmek için varlıklara yüzeysel
değil ayrıntılarıyla ve ilimsel verilerle bakmak gereklidir. Ayrıca
ölen varlıkları yeniden toprağa döndürme görevi ile görevlendirilen
mikroplara, düşmanlık değil, teşekkür etmek gerekir.
Her birimizi içten ve dıştan kuşatan sayısız
mikrop,birbiriyle ve bizimle çok dengeli ve sürekli değişen bir
biçimde ortak bir yaşam sürdürmektedir. Mikroorganizmalar
birbirlerine ve bize bağımlı oldukları gibi biz de onlara bağımlıyız.
Ateş insanoğlu için çok gerekli olmasına karşın kötü
kullanım yüzünden büyük felaketlere sebep olabilir.Kendi ihmali
nedeniyle evi yanan birisinin ateşten şikayete hakkı yoktur.
Hastalıklar nedeniyle tüm mikroplara savaş açmak da böyledir.
Kainatta boş ve abes yaratılmış hiçbir şey yoktur.
Daha
önceki yüzyıllarda baş gösteren kitle
salgınları her zaman dehşet duyularak hatırlanır. İnsanlar,
verem, difteri, çiçek hastalığı , kolera, tifo ve tifüs gibi
salgınlara sürekli maruz kalmışlardır.Tarih boyunca, büyük
salgınlar çok kalabalık toplumları kırıp geçirmiştir. 14.
ve16. yüzyıllarda Avrupa kentlerinde baş gösteren büyük veba
salgınları, her seferinde kıta nüfusunun üçte birini öldürüyordu.
1850’li
yıllarda bu salgınlara mikropların neden olduğu anlaşılınca
insanlar bu ufacık yaratıklara düşman kesildiler.Gerçekte,
mikroorganizmalar değil insanlar suçluydu. İnsanlığa ve insana
değer vermeyen zalim yöneticilerin kendi egoları için başlattıkları
savaşlar, fakir ülkelerin besinlerinin ve kaynaklarının diğer
ülkeler tarafından hoyratca kullanılması, insanların beden ve
çevre temizliğine önem vermemeleri tarih boyunca kıta nüfuslarının
üçte birini öldürecek kadar şiddetli salgınlara sebep
oluyordu. İnsanlık tarihinin en kanlı savaşı olan ve dört yıl
süren birinci dünya savaşından sonraki büyük grip salgınında
ölenlerin sayısı bu savaşta ölenlerin sayısından daha fazladır.
Buradaki savaş-kıtlık-kirlilik-salgın ilişkisi tarihte tekrar
tekrar yaşanmış bir ibret tablosudur.
Koskoca yeryüzünü pırıl pırıl yapan, yaptıkları işin
boyutuyla dev temizlik memurları nitelemesini hakeden mikrop yoldaşlarımız,
bizim emrimize verilmiş yardımcılarımızdır. Hastalık yapan türlerine
karşı da en geçerli yöntem vücut ve çevre temizliğine dikkat
etmektir. Mikroplar bir anlamda, insanoğluna temizliğin zorunlu
olduğunu hatırlatan uyarıcılardır.
Şimdi de mikroplar tarafından meydana getirilen bulaşıcı
hastalıklar ve bunlardan korunmanın yollarına değinelim. Bulaşıcı
hastalıklardan korunmanın metotlarını anlatırken günümüz tıbbı
ve Peygamber Efendimiz’in parmak bastıkları noktaları birlikte
değerlendir-meye çalışacağız.
İnsanoğlunun
bünyesine, karşılaştığı hastalık yapıcı mikropları yenmek
için immun sistem dediğimiz mikroplarla savaşan bir savunma
sistemi konulmuştur. İmmun sistem sayesinde insanoğlu çoğu kez
karşılaştığı mikroplara bizim hiç haberimiz olmadan galip
gelir ve hasta olmayız.
İnsan toplulukları yaşadığı çevredeki mikroplarla sık karşılaştığı
için onlara karşı daha iyi direnç oluşturur. Aynı topluluk
yeni ve yabancı bir mikroorganizmayla karşılaştığı zaman çok
daha yüksek ölüm oranları görülmektedir. Bunun kanıtlanmış
örneğini Avusturalya
ve Pasifik adaları yerlileri yaşamıştır.
Bu adalara dışarıdan gelen kızamık ve verem mikropları
diğer alışmış ülkelere göre çok daha yüksek oranda
ölüme sebep olmuştur. Aynı şekilde batı Avrupa’ya giden
Avrupalı’ları, kızamık ve diğer hummalar kırıp geçirmiştir.
Bu bilgilerle karantinanın önemi çok iyi
anlaşılmaktadır. Karantina; salgın hastalık çıkan bölgeyi
kontrol altına alarak giriş ve çıkışları tamamıyla
yasaklamaktır. Böylece bu böl-gede hastalığa yakalanan
kimselerin diğer taraflara hastalığı yayması önlenmiş olur.
Hele bura-da hastalığa yakalanan kişi bu hastalığı, daha önce
o hastalığın hiç görülmediği bir bölgeye taşırsa kitle
halinde ölümlere neden olur. Tarihte bunun sayısız örneği görülmüştür.
Salgın hastalıklara mikroorganizmaların neden olduğu anlaşılınca
bilhassa Avrupa’da karantinaya büyük önem verilmiştir.
Ancak bu sefer de uygulama zorluğu ile karşılaşılmıştır.
Çünkü karan-tinaya alınan kişiler o bölgede kaldığı zaman
hastalığın kendisine de bulaşacağını anlayıp kaçıyordu.
Aldığı mikropları, kaçtığı diğer bölge insanlarına bulaştırıyordu.
Hatta bu kişiler bazen hastalığı hafif atlatıyor ama taşıyıcı
olabildikleri için mikrobu yaymaya devam ediyor-lardı. Böylece
salgın hastalık bir kıtanın bazen üçte birini öldürüyordu.
Daniel Defeo (1661-1731) veba yılı günlüğünde
bir veba salgınını şöyle anlatıyor. Birçok kimsenin Valimize
anlattığına göre; bazen salgının öfkesi öyle kasıp
kavuruyor ve insanlar öyle çabuk hastalanıp ölüyorlardı ki,
kimin hasta kimin sağlıklı olduğunu araştırmak, ya da hasta
olanları sıkı sıkıya evlerine kapatmak imkansız, hatta aslında
boşuna oluyordu. Bir sokaktaki hemen her evde ve bazı evlerde
herkeste hastalık vardı.Daha da kötüsü, evlerde hastalık olduğu
öğrenilinceye dek, bu hastaların çoğu ölüyor, geriye kalanlar
da kapatılma korkusundan kaçıp gidiyorlardı.
Buraya bir nokta koyup Peygamber
Efendimizin (SAV) bu konu hakkındaki sözlerine kulak
verelim. “Bir yerde taun hastalığını duyduğunuz zaman
oraya gitmeyiniz. Eğer bir yerde taun hastalığı meydana gelmiş
ve siz orada iseniz hastalıktan kaçmak maksadıyla çıkmayınız.”
“Taundan kaçan kimse savaştan kaçan kimse gibi günah işlemiş
olur. Halbuki taunun çıktığı yerde sabredip durarak ölen
kimseye şehid sevabı vardır.”
Peygamberimiz, karantinayı tam anlamı ile tanımlamış ve
uygulanılabilirliğini de garantiye almıştır. Karantinadan kaçan
kişiyi savaştan kaçan kimseye benzetmiş, savaştan kaçmanın
sonuçlarını insanlara hatırlatmıştır. Savaştan kaçan
bir kimse kendi ordusunun bozguna uğramasına, yüzlerce belki
binlerce arkadaşının düşmanlar tarafın-dan öldürülmesine
neden olur. Ayrıca savaşta galip gelen zalim kimseler , savaştan
kaçanın çoluk çocuğu
dahil binlerce masuma eziyet ederler hatta öldürürler. Savaştan
kaçan bir kimse bağışlanmayı dileyemez. Savaştan kaçmanın bütün
toplumlarda cezası bellidir. Karantinadan
kaçan kimse de birçok masumun ölümüne neden olur. Salgın
hastalık bölgesinden ölümü paha-sına kaçmayan insan da, şayet
ölürse şehid olur. Böylece , ölen kişi de, ölümünün
karşılığını şehitlik mertebesine yükselerek almaktadır.
İslamın gerçekten uygulandığı dönemlerde karan-tina
tam olarak uygulanmış ve karantinadan kaçan kimseye şahid
olunmamıştır. Hazreti Ömer’in devlet başkanı olduğu dönemde,
Hz. Ömer ve beraberindekiler Şam’a gitmek için yola çıkmış,fakat
yolda orada veba salgını çıktığını öğrenince kararsız
kalmışlardı. Abdurrahman b.Avf Peygamberimizin karantina ile
ilgili hadisini nakledince gönül huzuru ile geri döndüler
“Hayvanlardan
hasta olanlar, sahipleri tarafından sakın sağlıklı olanların
yanına yaklaştırılmasın” hadisi şerifi karantinaya
hayvanları da dahil etmiştir. Bu uygulama, bulaşıcı hastalıkların
hayvanlar arasında da yayılabileceği kesin bilgilerimizle tamamen
örtüşmektedir.
Biz tekrar mikrop yoldaşlarımıza dönelim. İnsan bağırsağında
her gün on milyar esche-richia coli
mikrobu yaşar.Her 20 dakikada bir üreme gösterirler. Bir
insan kuşağı boyunca 750 bin E. Coli kuşağı yaşar.
Bu sayı Hz Adem(a.s.)’den günümüze kadar yaşayan insan
kuşağından daha fazladır.Bunca bakteri temizlik kurallarına
dikkat edildiğinde insana bir zarar vermez.
|